İnsan her daim daha ileriye gitmek ve kendini geliştirmek istiyor. Olduğu yerde saydığı zaman rahatsızlık duymayan bir insan, tam anlamıyla yaşamıyor demektir. Neticede yaşamak; sadece gıda almak ve hava solumaktan ibaret değildir. Homo sapiens olarak bugünlere gelebildiysek, bunu atalarımızın merakına ve ilerleme arzularına borçluyuz. Dolayısıyla kendini geliştirme ve üretken olma isteğinin genlerimize kazındığını düşünüyorum. Atalarımızın da dediği gibi: “İşleyen demir ışıldar.”
Ben de bu sebeple üretken olmayı ve kendimi geliştirmeyi seviyorum. Bu web sitesini kurma ve başlıkta belirttiğim seçmeli dersi alma nedenim de tam olarak bu. Bilim felsefesinin bana gerçekten büyük katkısı oldu; yeni bilgiler öğretmesinin yanı sıra var olan bilgilerimi de keskinleştirdi. Bu dersi aldığımı daha önceki bir yazımda belirtmiştim; burada ise edindiğim kazanımları paylaşacağım.
Dersi Neden Aldım?
ODTÜ’de teknik olmayan birçok seçmeli ders bulunmasına rağmen, bunların neredeyse hiçbiri bana hitap etmiyordu. Genelde insanlar kolayca “AA” alabilecekleri dersleri kapmaya çalışıyor ya da dil dersleriyle kendilerini geliştirmeye bakıyor. Ben ise seçmeli ders ararken hem ilgi duyabileceğim hem de yüksek not alabileceğim bir seçenek aradım ve nitekim aradığıma ulaştım: Dört kredili Bilim Felsefesi.
Daha önce çevrimiçi olarak bir bilim okuryazarlığı dersi almıştım. O süreçte bazı temel kavramları görmüş olsam da eğitimin çevrimiçi olması, derse yeterince odaklanmamı engellemişti. Yine de belli bir düzeyde aşinalığım vardı. Temel bilim okuyan bir öğrenci olarak bilim felsefesinin bana yararlı olacağını düşündüm ve bu dersi seçtim. İyi ki de öyle yapmışım. Bana göre temel bilim öğrencileri, bilim felsefesi ve bilim okuryazarlığı konularında donanım sahibi olmalı. Neyi, ne için yaptığımızı bilmiyorsak; yaptığımız işin ne önemi kalır ki?
Realist misin Araçsalcı mı?
Çoğu insan bilimin gerçeği bulduğunu ve anlattığını düşünür. Bilim dediğimiz zaman akıllarına güvenilir, doğru ve değişmez(!) bir otorite gelir. Halbuki bilim değişkendir ve her daim doğruyu bize vermeyebilir. Bu noktada bilimin ne olduğu ve sınırları devreye girer fakat o başka bir yazının konusu. Bilimin doğru bilgiyi ürettiğine inanıyorsanız, tıpkı benim gibi bir realistsiniz. Yasalar gerçektir, teoriler gözlemlerimizi en iyi şekilde açıklar ve mevcut bilimsel bilgiler doğrudur çünkü elimizde bugün gelişmiş bir medeniyet bulunuyor. Eğer elimizdeki yasalar ve teoriler doğru olmasaydı, onları kullanarak nasıl teknoloji üretecektik? Nasıl hesaplamalar yapacaktık? Temel kanunları kullanarak başka kanunlar yarattık ve bilimi ileriye taşıdık. O zaman bildiğimiz bilgi birikimi hakikatle uyuşuyor. Yasalar evreni gerçekten de iyi bir şekilde açıklıyor( nasıl sorusuna cevap veriyorlar) ve bu yasalar son derece başarılı. Diğer türlü bu bir mucize olurdu. Zaten realistlerin bir argümanı da budur: Mucize yok(No Miracles). Herhangi bir mucize ya da doğaüstü olay olmadan medeniyetimiz, sistemlerimiz ve icatlarımız tıkır tıkır işliyorsa, bilim bize gerçekten de hakikatı veriyor.
Peki, araçsalcılar ne diyor bu konuda? Bilimin doğruyu üretip üretmemesi önemsizdir. İşimize yarayıp hayatımızı kolaylaştırdığı sürece bilim bizim için faydalı bir araçtır. Elektronlar gerçekten de mevcut mu? Önemli değil. Yeni teknolojiler üretmemize olanak veren bir araçtan ibaretler sadece. Fizik yasaları ve biyolojideki birçok teori de araçsalcılar için aynıdır. Temel bilim okuyan birisi olarak ben bu görüşe katılmıyorum. Bu, bizi bugüne kadar getiren azmi, iradeyi ve motivasyonu tamamen köreltir. Bilim insanları yalnızca açgözlü, ün düşkünü insanlar değillerdi. Aynı zamanda meraklılardı. Gerçeğe ulaşmak için çabaladılar. Nice dindar bilim insanı tanrının evreni nasıl yarattığını anlama gayesiyle hareket etti. Bilim bize gerçeği sunmuyorsa neden hayatımızı bilime adayalım ki?
İçsel ve Dışsal Erdemler
Peter Kosso, kitabında teorileri elmalara benzetir. Bir elma sulu ve leziz olabileceği gibi kuru ve yavan da olabilir. Tıpkı elmalar gibi iyi ve kötü teoriler vardır. Bir teorinin iyi ya da kötü olduğunu nasıl anlayabiliriz? Bunu anlamamızda bize erdemler yardım eder. Erdemleri iki ana başlığa ayırabiliriz: İçsel ve dışsal. Bunları kullanarak bir teorinin ne kadar iyi olduğunu ve gerçeğe ne denli yakın olduğunu kavrayabiliriz.
İçsel Erdemler
- Yerleşiklik: Bir teorinin mevcut ve kabul görmüş bilgilerimiz ve inançlarımızla ne kadar uyumlu olduğunu gösterir. Yeni bir teori halihazırda olan bilgimizle uyumluysa ve çelişmiyorsa, bu teoriyi daha inanılır kılar.
- Basitlik: Bir olayı açıklamak için birçok farklı teori kullanılabilir. Hatta sonsuz sayıda teori bile bulabilirsiniz. O zaman hangi teoriyi seçmemiz gerekecek? Burada daha az değişken barındıran ve daha basit olan teori tercih edilir. Buna Ockham’ın Usturası denir.
- Genellik: Bir teorinin daha geniş zaman ve mekâna yayılabilmesidir. Her çağda ve her konumda geçerli olacak bir teori elbette dünyayı da daha iyi açıklayacaktır.
Dışsal Erdemler
- Açıklama: Bir teorinin gözlemlenen bir olguyu açıklama gücüdür. İyi bir teori doğada gözlemlenen ve karşılaşılan bir olayı tatmin edici örnekler sunarak açıklayabilir.
- Onaylama: Bir teorinin geleceğe dair yaptığı öngörülerin gözlemle uyuşmasıdır. Eğer teori ve gözlem uyuşmuyorsa, teoride bir hata var demektir. İyi bir teorinin geleceğe dair yaptığı tahminler mevcut gözlemlerle uyumludur.
Her ne kadar bu erdemler işimizi kolaylaştırıp bize bir fikir sunsa da mutlak doğru değillerdir. Basit olan teorinin her zaman doğru olacağı kesin değildir. Belki de en karmaşık teori hakikattir. Ayrıca gözlemler teori yüklüdür. Hiçbir bilim insanı dünyadaki mevcut teorilerden sıyrılıp da bir gözlem yapmaz. Belirli bilgilere ve ön koşullara sahiptirler. Mesela, mikroskopa bakan bir biyolog optik yasalarına güvenir ve ne göreceğini bilir. Gördüğü şey bir hücredir, lakin oraya bir inşaatçı getirseniz, sadece bazı çizgiler gördüğünü söyleyecektir. Teoriler gözlemleri ve gözlemler de aynı teorileri destekliyorsa, bu bizi bir kısır döngüye sokmaz mı? Aslında hayır. Kosso burada bağımsızlık ilkesini devreye sokarak durumu çözer. Bir teoriyi (Teori A) test ederken kullandığımız gözlemler, o teoriyle değil, başka bir bağımsız teoriyle (Teori B) yüklü olmalıdır. Bu sayede nesnellik korunur ve döngüsellikten kurtuluruz.
Yazarın Notu
Yazıyı çok daha detaylı ve kapsamlı da yazabilirdim fakat dersi aldığımdan bu yana vakit geçti ve bazı kavramları biraz unuttum. Değinmek istediğim birkaç konu daha var ve onları daha sonra yazıya ekleyeceğim. En başta da dediğim gibi iyi ki bu dersi almışım. Bilim felsefesinin eğlenceli ve bilgilendirici bir ders olduğunu düşünüyorum. Bu kavramlara aşina olmak neden bilim yaptığımızı anlamamıza yardımcı olacaktır. Bilimin güvenilirliğini ve nesnelliğini bilmek de bize ayrı bir bakış açısı katacaktır. Bu dersten sonra ben şüpheci bir realist olduğuma karar verdim. Bilim doğruyu üretse de bu doğru asla hakikate ulaşamayacak. Gerçeği sadece tanrı bilebilir ve biz o gerçeğe yalnızca yaklaşabiliriz. Gelgelelim, bu yaklaşma epey yüksek bir orandadır ki bugün bu satırları yazabiliyorum. İşte, bilim felsefesinin bana kattığı bu kavramlar ve yeni bir bakış açısıdır.
Kaynakça
Kosso, P. (1992). Reading the book of nature: An introduction to the philosophy of science. Cambridge University Press.

