Yazmak, yazabilmek… Yazının bulunuşundan bu yana defalarca kez insanoğlu yazdı, eser üretti ve düşüncelerini diğer insanlara iletti. İnsanın tekamülünde başat rol oynayan unsurlardan biri de yazmak bana göre. Tabii bunu bir hobi olarak ifa eden sıradan bir öğrenci olarak dile getiriyorum. Kendimi “yazar” olarak adlandırmak oldukça kibirli bir davranış olacaktır, böyle bir tanımlama haddime değil. Bunun yerine kendi çapında içerik üreten biri demeyi kendime daha çok yakıştırıyorum. Naçizane görüşüm de yazma eyleminin bireyin gelişiminde önemli bir yeri olduğu, insanın ufkunu açtığı ve düşünce dünyasını zenginleştirdiği yönünde. Bu yazıyı da 2025 yılının son yazısı olarak karlı bir kış gününde kaleme alıyorum.
Yazmak Olgunlaştırır
Birçok meşhur yazar ve düşünür gibi ben de yazmanın insanları olgunlaştırdığına, onları pişirdiğine inanıyorum. Bunu bizzat kendim deneyimledim. Ortaokulda yazdığım öyküleri ve kompozisyonları hatırlıyorum. Düzgün bir olay örgüsü ve çatışma barındırmıyorlardı. Herkes bir iki sayfa yazarken ben aklıma üşüşenleri kağıda kusup dört beş sayfa yazıyordum. Evet, onları kusuyordum zira onlar için dökmek fiili kullanılamaz. Bunun da nispeten engin hayal gücümden kaynaklandığını düşünüyorum( Burada mütevazı olamayacağım). Aklıma özgün, uçuk kaçık ve ilginç fikirler geliyordu. Arkadaşlarım normal hikâyeler yazarken ben belki de bir kitap sürecek fikirler düşünüyordum. Sorun da buradaydı: Bir kitap sürebilecek bir fikri birkaç sayfaya sıkıştırmaya çalışıyordum. Neticede yazdığım metin iskeleti tamamlanmış bir öyküden çok belirli taslakların dağınık bir özeti oluyordu.
Yine de yazdıklarımdan utanmadım ve yazmaya devam ettim. Çünkü kafamda mütemadiyen kurguladığım şeyler vardı. Şey tabirini bilinçli kullandım çünkü onları ne olarak isimlendireceğimi hâlâ daha bilmiyorum. İnsanlara anlatırken aklımda belirlediğim bazı kurgularım, roman fikirlerim var diyorum. Bu, çocukluğumdan beri süregelen bir hal. İnsanlar derslerini, işlerini, hayatlarını düşünürken ben kafamdaki karakterlerle düşünüyor, yaşıyor ve onlarla âdeta bağ kuruyordum. Yaş aldıkça bu kurguların daha oturaklı, mantıklı ve sistemli bir hal aldığını fark ettim. Sonrasında öğrendim ki bu durumdan mustarip olan yalnız ben değilmişim; literatürde buna Maladaptive Daydreaming (Uyumsuz Hayal Kurma) deniyormuş. Tabii biraz araştırınca bu tanıma tam olarak uymadığım kanısına vardım; zira aklımdaki kurgular ve hayaller, günlük hayatımı aksatacak değil, aksine onu besleyecek seviyedeydi. Sonra bu kısmen daha olgunlaşmış fikirlerimi yazıya döküp insanlarla paylaşmaya başlayınca şunu fark ettim: Asla bir yazar olamazdım fakat iyi kötü yazabiliyordum, yeteneğim vardı. Yazdıkça ve tenkit edildikçe geliştiğimi hissettim. Eski yazılarıma, roman taslaklarıma ve geçmişteki öykülerime bakınca şunu açık bir biçimde fark ettim: Yazmak beni olgunlaştırmıştı, düşüncelerimi daha iyi ifade edebiliyordum ve en önemlisi bu süreci bizzat görebiliyordum. Bu, harika bir özgüven sağlıyor ve mutlu ediyor.
Kişisel Gelişim ve Yazarlık
Yazmak, kişisel gelişimimize şahane bir katkı sağlıyor. “Madem katkı sağlıyor da sen neden kendini küçük veyahut da yetersiz görüyorsun?” diyenler olacaktır. İşin aslı bu sonsuz bir maraton gibidir. Yolun sonunun nereye varacağını da bilemezsiniz. Bilebileceğiniz bu yolda ne kadar ilerlemiş olduğunuzdur. Ayrıca yazmak sizi geliştirir fakat bir yazara döndürmez. Bir yazar olabilmek için bundan çok daha fazlası lazımdır. Şahsen yazma kabiliyeti açısından insanları dörde ayırıyorum:
- Vasat altı olanlar
- Amatör/toy yazanlar
- Profesyonel yazarlar
- Ustalar
İlk kısımdakilerin toplumun çoğunu oluşturduğunu söylersem hatalı bir yargıda bulunmamış olurum. Hem dünyada hem de ülkemizde insanlar düşüncelerini düzgün ve sistemli bir biçimde ifade etmekten yoksunlar. Onların eline kalem verip ya da onları bir klavyenin başına oturtup basit bir deneme veya blog yazısı yaz desek eminim birçoğu bir saat içinde ortaya elle tutulur bir eser koyamaz. Hatta yazdıkları anlatım bozukluğundan, imla ve noktalama hatalarından geçilmez. Bunları göz ardı etsek bile bize temel bir düşünce akışını göstermekten acizdirler. Zihinlerindekini karşıya aktaramazlar.
Amatör ve toy olanlar ise- ben de buraya dahilim- vasat bazen vasatın üstü yapıtlar ortaya koyabilirler. Kelime dağarcıkları dar olsa da bildikleri sözcükleri verimli bir şekilde kullanıp metne yedirebilirler. Hiç yoktan meydanda “okunabilecek” bir yazı ve düşünce aktarımı mevcuttur. Düzenli yazıp eleştiriye maruz kaldıkça gelişir, kendilerine ait bir üslup oluşturmaya başlarlar. Bazıları daha da ileriye gidip bir profesyonele dönüşebilir. Bu işte yetkin olur ve bir yazar olarak anılmaya hak kazanır. Kimileri ise bu seviyede üretmeye devam eder. Toy yazarlar hem birbirini tanıyabilir hem de iyi ve kötü işi birbirinden ayırabilir.
Üçüncü sınıftakiler Türkçe denemelerinde gördüklerimiz, kitaplarını aldıklarımız, ismini dergide duyduklarımız diye gider. Yazar kişilikleri oturmuştur, kalemleri bellidir. Ne anlatacaklarını bilirler ve ona göre yazarlar. Şahsen kendimi onlarla kıyaslayınca bile ne kadar geride kaldığımı görüyorum. Yine de onlar bile tarihe adını kazımış ustalarla yarışamazlar. Buna rağmen bazı bilinçsiz ya da kibirli yazarlar kendilerini ustalarla karşılaştırma küstahlığında bulunabiliyor.
Ustalar insanoğlunun mirasına katkıda bulunan, medeniyeti şekillendiren, toplumlara yön veren isimlerdir. Bir usta olabilmek için yeteneğin yanı sıra güçlü bir dürtüye, kıvılcıma da ihtiyaç vardır. Evimizde oturup çayımızı yudumlayarak asla bir yazar olamayız. Başımıza musibet gelmeli, zorluklara katlanmalı ve her duyguyu tatmalıyız. O zaman küçük de olsa bir yazar olma şansı yakalayabiliriz.
Günün Sonunda
Ustaları ve profesyonel yazarları okumak bize farklı bakış açıları katar, düşünmemizi sağlar, ufkumuzu genişletir. Aynı şekilde yazmak da kendimizi daha iyi ifade etmemize olanak sağlar. Duygularımızı metne yönlendirmeye olanak sağlar. Zihnimizdeki imgelerin birer karşılığı olduğunu bilmek kuşkusuz bizi olgunlaştırır. Düzenli olarak yazan biri kendine en büyük yatırımlardan birini yapmış olur. İçi boş kişisel gelişim kitapları okumaktansa birkaç paragraf yazmayı yeğlerim.
“Okumak insanı doldurur, konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır.” — Francis Bacon
Yeni yılda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.
